Dilerseniz konuya girip lafı uzatmadan önce görüşümü söyleyip sonra habere geçeyim:
Türkiye medyası çok güçlüdür!
Ama "güç" sözcüğünün karşılığının, -özellikle medya söz konusuyken- "küstahlık" olduğunun altını çizerek.
Gelelim habere…
Kaç gündür Türkiye medyasında İran Gizli Servisi'nin Türkiye hakkında istihbarî bilgi topladığı haberlerini okuyor, okudukça şaşırıyoruz.
Şaşırıyoruz çünkü bu tür haberlere pek alışık değiliz. Alışık değiliz çünkü böyle şeyler dünyanın hiçbir yerinde haber olmaz. Ama gelin görün ki burası Türkiye.
İlkin, "Başka bir gazetecilik mümkün" parolasıyla yola çıkıp geçtiğimiz günlerde 3. Yılını kutlayan bir gazetede okudum haberi.
Nasıl bir başkalıksa artık, diğer gazetelerden farksız, "Korucu ajan'ın İran istihbaratına bilgi verirken görüntüleri ortaya çıktı" manşetiyle verilmiş.
Habere göre, Timur A. Adında bir ajan, üç İran ajanına Ağrı, Kars, Iğdır bölgesindeki askeri birlikler, emniyet ve MİT hakkında kritik bilgiler vermiş. Özellikle askeri birliklerin görüntülendiği fotoğraflar ve rütbeliler hakkında detaylı bilgiler aktarmış ve kendisinden talep edilen diğer bilgiler için de çekinerek "olur" demiş. Derken İranlı ajanlar tedirginliğini farkedip kendisini "Biz İslam Cumhuriyetiyiz" diyerek sakinleştirmiş.
Diyeceksiniz bunda ne var? Angola istihbaratı bile tüm dünya ülkeleri hakkında, "sırtımda mı taşıyacağım ki, arşivimde bulunsun" diyerek bilgi topluyor. Dost ve kardeş iki ülke olmalarına rağmen hem Türkiye İran hakkında, hem de İran Türkiye hakkında bilgi toplar. İstihbaratın işi bu. O halde tuhaf olan ne?
Ortada bir tuhaflık olmadığı doğru. Ama bir küstahlık var ve Türkiye medyasının küstahlığı burada başlıyor.
Bu tür ajanlık hikayeleri sıklıkla yaşandığı halde, durduk yerde basına yansıdığında bir amaç güdüldüğünü sezeriz. Ve aklımıza hemen üç ayrı tahmin gelir.
İlki şöyle: Ya Türkiye istihbaratı olayı tespit etti, ama henüz tespit edemediği birçok ilişkiyi bitirmek amacıyla basına servis etti. Ki bu durumda diğer yerli ajanlar panikleyip sakata düşecek ve bir daha bilgi sızdırmaya cesaret edemeyeceklerdir.
İkincisi ise şöyle: Ya da İran bu bilgiyi Türkiye medyasına sızdırdı ve bunu yaparak Türkiye'ye, siz Suriye konusunda olduğu gibi paramiliter unsurlarla, lejyonerlerle çalışmayı pek seviyorsunuz. Ama bakın sizin çalıştığınız adamların çapı da, sadakati de, zekası da bu kadardır, mesajı vermeye çalıştı.
Bu tahminlerin ikisi de muhal. Çünkü her iki durumda da istihbarat servisleri karşı tarafa gözdağı vermek için bu tür bilgileri özel kurye aracılığıyla birbirlerine iletirler.
Geriye bir tek şu kalıyor: Türkiye halkını "bakın hakkımızda bilgi topluyorlar" mesajıyla İran'a karşı doldurmak, bunu yapmak için de medyayı kullanmak.
Başka ne olabilir?
Teknoloji harikası uyduları bir kenara bırakın, Iğdır Tugayındaki helikopterlerin cinsinin Kobra ve Sikorsky olduğu bilgisini Google Earth'dan bile tespit edilebilecekken bir korucuya kim sorar?
Hangi istihbarat teşkilatı sıradan bir muhbire değil ülkesinin, teşkilatının bile adını verir?
Üçüncü sınıf polisiye romanlarında bile görülmeyecek bu saçmalığın amacı nedir?
Tek kelimeyle Türkiye halkını İran'a, dolayısıyla Şia'ya karşı doldurmak değil midir?
Halkı aptal yerine koymak güçse eğer, Türkiye medyasının bu küstahlığı vehmettiği gücünden mi kaynaklanıyor?
Veya şöyle diyelim: Halkı aptal yerine koyma küstahlığına götüren güç vehmi, bir gücün emrinde olmanın ezikliğinden mi kaynaklanıyor?
Eziklik ve küstahlık arasındaki mesafe sadece bu kadar mıdır?
Yaver Öksüz